Fitoterapi (Bitkilerle İyileştirme-Tedavi) Meltem Acar
Bu haber 3971 kere okundu.

Ekolojik üretimden doğadan toplama dahil, üreticiden tüketiciye uzanan tüm süreçleri ve analiz aşamalarını bizzat gözlemlemiş biri olarak, fitoterapiye kendi perspektifimden bakarak bu yazıyı ele aldım

Fitoterapide asıl farkı yaratan şey bitkinin adı değil, nasıl üretildiği ve hangi koşullarda yetiştiğidir. Aynı bitki, iki farklı ekosistemde tamamen farklı etki gösterebilir. Fitoterapinin gücü bitkide değil, o bitkinin üretimden analize kadar geçen yolun kalitesindedir. Belirsizliklerle dolu konvansiyonel, üstelik laboratuvar analizi olmayan bitkiler beklentimizi karşılamaz genellikle.

Daha net söylersek: ekolojik olarak üretilmemiş bitki şifa vermez. Bunu belirtmek zorundayız. Dünya nüfusunun yaklaşık %75-%80’inin tıbbi bitkilerle bakım veya tedavi için fitoterapiye başvurduğu tahmin edilmektedir. Bu oran özellikle Afrika, Asya ve kırsal bölgelerde çok yüksektir. Avrupa ve Kuzey Amerika’da fitoterapi, tamamlayıcı tıp kapsamında yaygınlaşıyor. Birçok ülkede eczacılar ve hekimler, bitkisel ilaçları reçeteye ek öneri olarak veriyor ve bilimsel kanıtlar arttıkça klinik denemeler çoğalıyor

Fitoterapi deyince Küba’dan bahsetmezsek olmaz. Halk tabanlı fitoterapiyi ulusal sağlık sistemi içine entegre ederek modern ve sistematik uygulayan öncü ülke. İnsanlık tarihi boyunca şifa arayışı doğanın kucağında şekillendi. Sümer tabletlerinden Mısır yazıtlarına, Selçuklu şifahanelerinden günümüz laboratuvarlarına kadar Fitoterapi (bitkisel tedavi-iyileştirme) tüm çağlarda temel bir yöntem olarak kullanıldı. Ancak bugün bir dönüm noktasındayız: Geçmişin deneyim odaklı bilgisi, mikroskopların altında somutlaşıyor. Artık bitkisel ürünlerdeki etken maddelerin hücre çekirdeğine nasıl sızdığını, kalıtım maddesi (DNA) hasarını nasıl onardığını ve enerji merkezlerinin (mitokondri) yaşlanmasını nasıl durdurduğunu laboratuvar ortamında net bir şekilde görebiliyoruz.

Peki, bu devasa doğal kütüphaneyi beslenmemizin neresine koymalıyız?

Cevap açık: Fitoterapi, beslenmenin “Yazılım ve Onarım” bölümüdür. Temel besinler (organik bileşikler: protein, yağ, karbonhidrat) vücut yapısının tuğlalarıysa, doğal üretim düzeninden gelen bitkisel bileşikler bu yapının paslanmasını önleyen akıllı mühendislerdir. İşte ekolojik sistemler içinde üretilmiş olmak şartıyla, etken maddesi belirlenmiş bazı bitkiler ve işlevleri, nasıl, miktar, ne zaman ve yöntem:

  1. Baharatlar ve Tohumlar: Hücresel Yazılım Güncelleyiciler • Zerdeçal (Kurkumin): Kalıtım maddesi hasarını önler ve vücuttaki iç yangıları durdurur. Akşam yemeğinde 1 çay kaşığı tüketilmelidir. Yöntem: Doğal zeytinyağı ve karabiber ile karıştırılarak yemeklere eklenmelidir; aksi halde vücut tarafından emilmez. Ya da yağ kullanılmış bir yemeğin içinde. •
  2. Zencefil (Gingerol): Kan dolaşımını destekler, sindirim kanalını yeniler. Sabahları 2-3 ince dilim taze kök şeklinde, sıcak suda 10 dakika bekletilerek (demleme) veya çiğ çiğnenerek tüketilmelidir. (Eğer mide hassasiyeti yoksa)Sindirim enzimlerini harekete geçirmek için öğün öncesi. •
  3. Kekik (Karvakrol): Hücre zarını dış saldırılara karşı zırh gibi korur. Öğleden sonra 1 tatlı kaşığı, kaynamış suda ağzı kapalı 5 dakika bekletilerek içilmelidir. Ağır öğünlerin ardından antiseptik koruma sağlamak için yemekten sonra. •
  4. Biberiye (Karnosik Asit): Zihin bulanıklığını giderir, hücrenin şekerle “paslanmasını” önler. Şekerli veya unlu öğünlerden sonra 1 dal taze bitki, yemeklere son aşamada eklenerek veya demlenerek kullanılmalıdır. Yemekten hemen sonra, kan şekerinin hücrelere zarar vermesini önlemek için. •
  5. Nane (Mentol): Sindirim sularını artırır, düz kasları gevşetir. Yemekten 30 dakika sonra 1 tatlı kaşığı kuru yaprak, sıcak suda 5 dakika bekletilerek içilmelidir. Asla kaynatılmamalıdır. Sindirim kanalı kaslarını gevşetmek için yemekten 30 dakika sonra. •
  6. Sarımsak (Allisin): Damar iç yapısını korur. Akşam öğününde 1-2 diş tüketilmelidir. Önemli: Ezildikten sonra öz maddenin etkinleşmesi için 10 dakika beklenmelidir. Mideyi rahatsız etmemesi ve diğer besinlerle sinerji kurması için yemek arasında. •
  7. Çörek Otu (Timokinon): Savunma hücrelerini dengeler ve gençleştirir. Sabah aç karnına 1 çay kaşığı tohumlar anlık ezilerek veya soğuk sıkım doğal yağ şeklinde tüketilmelidir. •
  8. Keten Tohumu (Omega-3): Hücre zarının esnekliğini sağlar. Sabahları 1 yemek kaşığı tüketilmelidir. Dikkat: Mutlaka anlık öğütülmelidir; bekleyen öğütülmüş tohumlar sağlığa zararlı hale gelir. 2. Arı Ürünleri: Doğal Koruma Paketleri •
  9. Propolis (Bitkisel Reçine): Hücrenin “doğal koruyucusu”dur. Vücut dokularındaki hasarları hızla onarır. Günde 10-20 damla, suya veya bala karıştırılarak kullanılır. •
  10. Polen (Doğal Proteinler): Hücre bölünmesi için gereken tüm temel yapı taşlarını içerir. Sabahları 1 tatlı kaşığı, yoğurda veya meyveye eklenerek (ısıl işlem görmeden) tüketilmelidir Yabani ve Doğal Meyve/Sebzeler Doğada kendiliğinden yetişen türler, ehlileştirilmiş türlere göre daha yüksek koruyucu madde üretir. Çünkü doğada kendi başlarına hayatta kalmak için daha güçlü savunma molekülleri sentezlemişlerdir. Yabani mor meyveler ve kuşburnu, cilt yapısı ve hücre onarımı için en güçlü destekçilerdir.
  11. Doğru Bilinen Yanlışlar: Gerçekler ve Yanılgılar Beslenme ve bitkisel sağaltım konusunda toplumda yerleşmiş bazı hatalı bilgiler, hücre yenilenme sürecini olumsuz etkileyebilir:

12.”Doğal olan her şey zararsızdır”:

Yanlış.. Bitkiler de dozunda kullanılmadığında karaciğer ve böbrekleri yorabilir. 21 gün kullanım, 7 gün ara kuralı bu yüzden hayati önem taşır. 2. “Bitki çayları kaynatılarak hazırlanır”: Yanlış. Yaprak ve çiçekli bitkiler kaynatıldığında içindeki yararlı uçucu yağlar kaybolur. Doğrusu “demleme” yöntemidir. 3. “Şeker yerine bal yemek hücreyi yaşlandırmaz”: Yanlış. Bal çok sağlıklıdır ancak aşırı tüketildiğinde o da kan şekerini yükseltip hücrelerde şeker hasarına (glikasyon) neden olabilir. Kararında tüketilmelidir.

“Keten tohumunu öğütülmüş paketlerde almak pratiktir”: Yanlış. Keten tohumu öğütüldüğü an havayla temas ederek oksitlenir ve yarardan çok zarar verir. Her seferinde tüketeceğiniz kadarını anlık öğütmelisiniz. Sonuç: Beslenmeyi bir mühendislik işi olarak görmeliyiz. Hücrelerimizin dili kimyadır. Onlara ekolojik, temiz ve doğru dozlanmış bitkisel iletiler gönderdiğimizde, yaşlanmayı yönetilebilir bir süreç haline getirebiliriz. Unutmayın; hücreleriniz ne yediğinizi değil, o yediğinizden neyi “anladığını” önemser….

728×90 – Üst (1)
160×600 – Sol Kayan
160×600 – Sağ Kayan